[Azınlıkça – Sayı:47 - Mayıs 2009]
Rıdvan KÖSE
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
Makaleyi Azınlıkça'da yayımlanan şekliyle PDF formatında okumak için TUŞLAYINIZ 
Bir çok kişi Facebook’ta Olcay Hüseyin’in sayfasında Patra’da eğitim gören öğrencilere ve özelikle de bana karşı yapılan acımasızca yorumları görmüştür herhâlde. Olcay ve olaylardan hiç haberleri olmayan kankaları tarafından yapılan yargısız infazlar.
Elbette olayların gerçek yüzünü bilen kişiler, kimin haklı olduğunu bildiklerinden ve küfürbazlarla aynı seviyeye inmek istemediklerinden dolayı Facebook’taki yorumlara karşı cevap vermediler.
Esasında ismim geçtiği için bana da söz hakkı doğdu. İftiralar, hakaretler diz boyu olduğu için mutlaka cevap vermeliydim. Çünkü bilirim, sükût ikrardan gelirmiş… Benim bugüne kadar koruduğum sessizliğe, “Bak gördün mü? Suçlu olduklarından cevap veremiyorlar” diyenler de çıkacak. Fakat buna rağmen yapılan haksız saldırılara hemen cevap vermedim. GAT Başkanı Olcay Hüseyin ve kankaları gibi küfrederek değil, GAT’ın açılımında yer alan “genç bir akademisyen”e yakışan olgunlukta sakin bir şekilde cevap vermeyi tercih ettim.
Belirtmekte fayda var, benim en büyük özelliğim herhangi bir konuda yumruğumu masaya vurup, ben buyum ve bunu istiyorum, diyebilme özelliğimdir. O yüzden yazımı da çok açık ve net bir şekilde yazacağım.
*
Olcay tarafından Facebook’ta açılan tartışma sayfasında, Olcay’ın birkaç kankası, geçmişte bir azınlık milletvekili ile yapılan toplantıdan bahsetmişler. Biz toplantıyı yarıda bırakıp kalkıp gitmişiz…
Hatırlamıyorlar sanırım, sayın milletvekilimiz toplantıdan bizden önce ayrılmıştı. Dolayısıyla toplantı da sona ermişti. Hem zaten tartışılacak bir konu da kalmamıştı. Orada yatacak değildik ya! Kusur oysa, evet, kusurumuz var.
Bir de aynı toplantıda sözüm ona ben, “Yunanistan devleti sahipsiz değil!..’’ demişim ve akabinde bu kankalar eski ve en çok kullanılan bir taktiği kullanarak, saflarında yer almayanı “ajan” ilan ederek bertaraf etmek istemişler. Beni de “nereye hizmet ettiği belli olmayan kişi!” olarak nitelendirmişler. Oysa ben toplantıda öyle bir cümle kullanmadım. Değil sadece ben, herhangi bir kişi kullanmış olsa dahi, kime ne faydası var ki böyle bir ifadenin ve niye kullansın durup dururken? Hem iddia ettikleri gibi ben başka yerlere hizmet ediyor olsaydım, şu an hâlâ okulda derslerle uğraşıyor olur muydum? Çoktan mezun olmuş olurdum herhâlde; akıl var mantık var.
Son olarak, azınlık milletvekiliyle yapılan hangi toplantı olduğunu da söylememişler yazıda. Ben açıklık getireyim: Bahsedilen toplantı, tamamen bağımsız olması düşünülen yeni bir öğrenci derneği kurma toplantısıydı. Şimdi ne oldu da o bağımsızlık idealleri taşıyan çocuklar birden bire değiştiler ve bana saldırıyorlar? Bu da ayrı bir soru işareti? Fakat madem bahse konu toplantıyı gündeme getirdiler, mesela yapılan o günkü toplantı neticesinde şu sonuca varabilirler: Eğer o gün bir araya gelenler toplantıyı amacı doğrultusunda sonuçlandırmış olsaydı, şu an belki de GAT diye konuşulan yapının adı bile unutulacaktı. Kadere bak! GAT’ı ipten alan kişiler biz olmuşuz!..
Hem şunları da belirtmekte belki fayda vardır. GAT’ın eski başkanı olan Erdal’ın döneminde elimizden geldiğince faaliyetlerine ve toplantılarına katılmıştık. En çok memnun kaldığımız faaliyet ise İstanbul gezisiydi. Erdal Hüseyin’in, gerçekten adam gibi adam ve yönetim anlayışına hayran kalmışımdır. Ama yönetime Olcay geçtikten sonra, en büyük icraatı (ve en büyük hatası olsa gerek) hiç düşünmeden ögrencialemi web sitesi aracılığı ile önce bütün üyelere, sonra Patra’da okuyan azınlık gençlerine ve en son da olayı kişiselleştirip bana çatmasıydı. Hakaretlerini, küfürlerini, ahlaksızca davranışlarını tekrar hatırlatmaya pek gerek yok. Ama söylediklerinden en fazla tuhafıma giden ilgi çekici açıklaması şuydu: “Sen köyden, Balkandan inip te bize mi önderlik yapacaksın!..” Kısacası, Olcay’daki kişisel sorun, bana yönelttiği “alt kimlikler” yakıştırmasıyla ortaya çıkmıştı. Üzülmemek elde değil! Çocuğun zihniyeti biraz karışık, dışarıya doğru “Bütün Batı Trakya insanı kardeştir. Aynı kimliğe sahiptir” imajı verilirken, iç meselelerde “Sen dağlısın, ben ovalı” diyerek, “bu alanda iş yapamazsın!” dayattırması var galiba. Olcay’ın bahsettiğim bu açıklamaları sitenin admini tarafından hem IP’si hem de konuşmaları kaydedildi diye biliyorum.
Olcay’ın diğer bir iddiası ise, ben, GAT’ı kullanarak reklam yapıyormuşum. Ne reklamı kardeş? Sen benim can damarıma bastın. Sen beni ne kadar tanıyorsun ki böyle bir kanıya vardın? Ben 15 yaşımdan beri senin gibileriyle çok uğraştım. O süre zarfında ogrencialemi hariç, iki grupta kuruculuk, bir grupta (F.E.P) yöneticilik görevi üstlendim. Daha neyin reklamını yapıp nereye yükseleceğim? Yaşıma göre zaten fazlasıyla görevde bulundum. Esas sen kendini reklam etmek için bizi ve başkanı olduğun GAT’ı kullanıyorsun!...
Hem hatırlarsan forumlarda da şöyle diyordun “Zavallı, kedi erişemediği ciğere mundar dermiş…”
Kişisel reklamın için hem GAT’ı, hem de bizi kullandığın yetmiyormuş gibi, bir de tutup kedi ile ciğer açıklamanı görünce, inan sadece güldüm, cevap bile vermeye değmezdi.
Olcay! İster anla, ister anlama. Sen şu anda benim elimin tersiyle ittiğim koltukta oturuyorsun ve aynı koltuğa güvenerek bir sürü aptalca işe girişiyorsun. Belki onları da açıklarım.
Bu arada GAT başkanlığını niye kabul etmedim diye merak etmişsindir belki. Kötü bir yer olduğu için değil elbette. Sadece ben öyle her genç gibi kafama göre çalışırım, ideallerime ve kafama yatmayan işleri de bu sebeple kabul etmiyorum.
Bunu açıklayarak seni küçük düşürmek istemezdim. Fakat işte benim bu kararımdan sonra bir şekilde sen geçtin o koltuğa. Bana teklif edildiğinde tamamen ilkelerim doğrultusunda, özgür kalmak adına kabul etmediğim bir koltuğa bugün sen oturuyorsun. Şimdi sor bakalım bir daha; acaba kendini reklam yapmak isteyen kişi sen misin, yoksa ben miyim? Benim reklam derdim olsaydı, acaba senin oturduğun koltuğa dört elle yapışmış olmaz mıydım?
İşte böyle Olcay. Kendini reklam etmek amacıyla GAT’ı ve bizi kullanmaktan çekinmediğin için koltuğun hayırlı olsun diyemeyeceğim sana. Çünkü hiç hayırlı şeyler yapmıyorsun.
Son olarak, geçenlerde beni ve iki arkadaşımı, çok eskiden ise bir başka arkadaşımızı arayıp “tehtidler” savuracak kadar yüce bir makama uygun görmüşsünüz beni. Şahsen şeref duydum. Bir kez daha şereflendirirseniz çok memnun olurum. Ayrıca telefondaki arkadaşın ilk deneyimiydi galiba, çünkü tehtidleri savururken sesi titriyordu.
Bir açıklama yapayım. Çok eskiden başka bir arkadaş arandı diyorum ya, o arkadaşım tehtid edilmemiş, sadece “uyarı” verilmişti, Kara Liste’ye girdiniz, diye… Yine şeref duymuştuk. Çünkü herkes giremiyor oraya...
Fakat, Olcay, benim anlamadığım bir şey var! Sen ve kankaların GAT kurumunu paravan olarak kullanıp acaba ne gibi karanlık işlerinizi çözüyorsunuz ve bahsettiğiniz Kara Listeleri kimlere hazırlatıyorsunuz?
Yoksa 1980’lerden kalma zihniyetler mi sizi kemiriyor? Hiç merak etmeyin, o dönemlerde Azınlıkta kimlerin borusu ötüyordu, ne dolaplar çevrildi, zaten herkes iyi biliyor.



Twitter
Myspace
Mister Wong
Bookmarks.cc
Digg
Del.icio.us
Yahoo
Blogmarks
Googlize this
Blinklist
Facebook
Wikio






















