[Azınlıkça – Sayı: 57 - Mayıs 2010]
Evren Dede
Elbette, bahsekonu genelgenin Erdoğan’ın Atina ziyareti öncesine denk gelmesi tesadüf değil. Genelge, bilerek ziyaret öncesine denk getirildi. Yunanistan’a, “Bakınız, bu konuyu iyi niyet perspektifinde değerlendiriyoruz ve azınlıkların sorunlarına hassasiyetle yaklaşıyoruz” mesajı verilmek istendi.
AKP’nin azınlıklar konusundaki mesajları sadece Başbakanlık genelgesiyle sınırlı kalmadı. Erdoğan, Atina ziyaretinde yaptığı basın açıklamasında, İstanbul Rum Ortodoks Patrikliği ve Heybeliada Ruhban Okulu’na da değindi, güzel sözler söyledi. Türk hükümetinin pozitif mesajları bunlarla da sınırlı kalmadı, Atina’da Erdoğan, Patrikhane’nin “ekümenikliği” konusunda da olumlu bir tavır sergiledi.
Bütün bu gelişmeler çok olumluydu tabiî ve gelecek adına umut vaat ediyordu. Gel gelelim, AKP hükümetinin bu olumlu tutumunu Türkiye’nin sürdürdüğü mütekabiliyet çizgisinden ayrı bir çerçeve içerisinde değerlendirmek kısa vadede mümkün değil gibi gözüküyor. Çünkü Erdoğan’ın Atina ziyaretinde azınlıklar konusu gündeme geldiğinde ısrarla üzerinde durduğu nokta, İstanbul Rumlarına mukabil Batı Trakya Türkleriydi. Patrikhane konusu gündeme geldiğinde, Erdoğan, Batı Trakya’daki seçilmiş müftü meselesini tekrar hatırlattı, bu konunun süratle neticelendirilmesi gerektiğini dile getirdi.
Bazen istekler, dilekler ve beklentiler, gerçek hayatın sunduklarından çok farklı olabiliyor. Mesela, Türkiye’nin İstanbul Rum Ortodoks Patrikliği ve Heybeliada Ruhban Okulu konusu dâhil olmak üzere İstanbul Rumlarının taleplerini yerine getirmesinde birincil koşulun Batı Trakya olduğunu bilmeyen kalmasa da, aksi yönde umutlar devam ediyor. Oysa AKP her ne kadar pozitivist sıçramalar yapsa bile son tahlilde Batı Trakya’da istediği değişiklikler olmadığı müddetçe İstanbul Rumlarının taleplerini kabul etmeyeceğe benziyor.
İyi de, acaba Yunanistan bu konuda ne düşünüyor? Türkiye’nin Batı Trakya ile ilgili taleplerini kabulleniyor mu? İşin bir ucunda İstanbul Rumları ve Patrikhane olduğuna göre Yunanistan’ın bahse konu talepleri yerine getireceğini düşünenleriniz varsa, doğruyu bilmediğiniz için böyle düşünüyorsunuz, diyebilirim size. Çünkü en basitleştirilmiş hâliyle, Yunanistan, Batı Trakya politikasını çoktandır mütekabiliyet çerçevesinde sürdürmüyor, İstanbul Rumları üzerinden müzakere edilecek pek bir şeyin kalmadığını düşünüyor. Ayrıca Patrikhane’nin sorunlarının AB ile yürütülen müzakereler çerçevesinde çözümlenmesi gerektiğini söylüyor. Dolayısıyla, ne Heybeliada Ruhban Okulu, ne de diğer sorunlar, Yunanistan’ın Batı Trakya’da Türkiye’nin talepleri doğrultusunda hareket etmesine neden teşkil etmiyor. Biraz basmakalıp olacak ama Yunanistan bu konuda da Türkiye gibi düşünmüyor.
Erdoğan’ın Atina ziyaretinde işte bu yüzden Papandreu, “Batı Trakya Müslüman Azınlığı ve İstanbul Rum Ortodoks Patrikliği gibi konuların ikili taraflarca karşılıklı olarak ele alınamayacağını, bunların ülkelerin kendi iç meseleleri olduğunu” söylüyor.
Kısacası, Türkiye ve Yunanistan birbirlerinin gerçek fikirlerini bilseler bile, hatta azınlıklar da bu gerçekleri bilseler bile, bir süre daha azınlıklar meselesi bahsekonu minvalde sürdürülecekmiş gibi gözüküyor.



Twitter
Myspace
Mister Wong
Bookmarks.cc
Digg
Del.icio.us
Yahoo
Blogmarks
Googlize this
Blinklist
Facebook
Wikio






















