Azınlıkça 58 PDF

Azınlıkça'ya abone olmak için
azinlikca@yahoo.com





 
Karşılıklılık ve Samimiyetsizlik
Dimostenis Yağcıoğlu
smaller text tool iconmedium text tool iconlarger text tool icon
[Azınlıkça – Sayı: 57- Mayıs 2010]
Dimostenis Yağcıoğlu
 
Türkiye Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın 14-15 Mayıs’ta gerçekleştirdiği Atina ziyareti ve bu ziyaret kapsamında imzalanan 21 anlaşmayla Türk-Yunan ilişkilerininde önemli bir atılım gerçekleşmiş oldu, ancak ne yazık ki iki ülkedeki azınlıkların taleplerine doğrudan cevap verecek kararlar alınamadı. Türkiye hükümeti Rum azınlığının, Yunanistan hükümeti de Türk-Müslüman azınlığının talepleri konusunda şu aşamada esaslı bir adım atmakta isteksiz görünüyor. Türkiye hükümeti bu isteksizliğini dolaylı yoldan karşılıklılık (mütekabiliyet) şartını ileri sürerek, Yunanistan hükümeti de aynı isteksizliği karşılıklılık şartını reddederek örtmeye çalışıyor. Ancak iki hükümet de karşılıklılık konusunda aslında bir samimiyetsizlik içinde.

Bu yazımda, iki hükümetin bu samimiyetsizliğini göstermeye ve açıklamaya çalışacağım.

Önce Yunanistan hükümetinden başlayayım:
Dışişleri Bakan Vekili Sayın Dimitris Droutsas, “Azınlığı karşılıklılık değirmeninden kurtarmamız lazım”1 derken, ne azınlığın taleplerine olumlu bir yanıt veriyor, ne de karşılıklılığın kanunen geçerli olduğu ve sıkı bir şekilde gözetildiği eğitim konusunda bir değişilikten söz ediyor.   

Azınlık eğitimini düzenleyen 694/1977 sayılı yasada açıkça “devletlerarası karşılıklık” ilkesinin azınlık eğitiminde uygulanacağı yazılı. 1968 Türk-Yunan Eğitim ve Kültür Protokolü2, karşılıklılık ilkesine dayanıyor. Kontenjan öğretmenler, okul kitapları, yeni azınlık okullarının açılması gibi konularda karşılıklılık en katı biçimiyle uygulanıyor. Ve karşılıklılık, iki ülkede de azınlık eğitiminde önemli ve cesur adımların atılmasına engel oluyor. Buna rağmen ne Türkiye -- ki şimdi karşılıklılığı zımnen de olsa savunuyor pozisyonunda -- ne de Yunanistan -- ki resmen karışlıklığın geçerli olmadığını söylüyor – azınlık eğitiminde karışlıklılığı kaldıracak adım atmak istemiyor. Yunanistan Eğitim Bakanlığı, Batı Trakya Türk-Müslüman azınlığının eğitiminde karşılıklılığın sınırlayıcılığını, tâ 1990’ların ortalarından beri, bazı dolaylı yöntemlerle aşmaya çalışıyor. Nitekim, azınlığın aldığı eğitimin kalitesini yükselten, Yunanca öğrenmesini ve Yunan üniversitelerine girişini kolaylaştıran bütün adımlar, karşılıklılık ilkesi yok sayılarak atıldı. Eğer karşılıklılık ilkesinde ısrar edilseydi, ne Müslüman Çocuklarının Eğitimi Programı (PEM) gerçekleşebilirdi, ne de azınlık gençlerine Yunan üniversitelerine girişte tanınan %0.5’lik kota uygulanabilirdi. Bunların dayandığı yasal belgelerde 694/1977 no.lu yasanın hiç bahsi geçmiyor. Fakat, öte yandan, Yunan devleti ve özel olarak Eğitim Bakanlığı, azınlık eğitiminin Türkçe ayağında karşılıklılığı bir tür cendere olacak şekilde uygulamayı gerekli görüyor.

Yunan devletinin azınlığı karşılıklılık cenderesinden kurtarmak istemesinin samimi bir göstergesi, azınlık haklarıyla ilgili Avrupa antlaşmalarına ağırlık vermesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarına saygı göstermesi olabilirdi. Ancak bu yönde de somut bir adım göremiyoruz. Meselâ İskeçe Türk Birliği, Rodop İli Türk Kadınlar Derneği ve Evros İli Azınlık Gençleri Derneği’nin tanınmasına, AİHM kararlarına rağmen,Yunan mahkemeleri hâlâ ayak diriyor. Avrupa Konseyi’nin Ulusal Azınlıkların Korunması Çerçeve Sözleşmesi’nin3  Yunanistan Parlamentosu’nca onaylanması ise yakın gelecekte olası görünmüyor.

Kısacası, Yunanistan hükümeti, karşılıklılığı reddeden söylemiyle, aslında azınlık hakları alanında yeni bir adım atmadaki isteksizliğini ambalajlamaya çalışıyor.

Türkiye hükümetine gelince:
O da “karşılıklılık ilkesi azınlık hakları söz konusu olduğunda uygun değil, ama”4 diyerek, aslında sadece karşılıklılık olarak tanımlanacak şartlar ileri sürüyor. Meselâ Sayın Erdoğan, Atina’da, Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılmasıyla ilgili bir soruya Batı Trakya’da seçilmiş müftülerin Yunan devletince tanınmaması meselesini hatırlatarak cevap vermiştir5. Yani, bir bakıma, ‘Ruhban Okulu’nun açılmasını istiyorsanız, siz de seçilmiş müftüleri tanıyın’ demek istemiştir. (Gerçi aynı basın toplantısında Sayın Erdoğan’ın Patriğin “ekümenik” sıfatının kendisini rahatsız etmediğini söylemesinin anlamlı ve çok olumlu bir jest olduğunu da kabul etmem lâzım.) Aslında Ruhban Okulu meselesinde bir “ipe un serme” durumu söz konusudur. AK Parti hükümeti 2003 yılından beri bu okulun yeniden açılmasıyla ilgili bir çalışma yapıldığından söz etmekte, ama somut hiçbir adım atmamakta veya atamamaktadır6.

Ancak Sayın Erdoğan’ın Ruhban Okulu ve Patrikhane’ye karşı seçilmiş müftüler konusunu gündeme getirmesi aslında çok garip ve çarpık bir karşılıklık anlayışını gösteriyor. İstanbul/Fener (Ekümenik) Rum Patriği, herşeyden önce bir devlet memuru değildir. Türk devletinden maaş almamaktadır. Ayrıca 1926 yılından beri kendi cemaati ile ilgili aile hukuku gibi konularda hiçbir yargılama yetkisi de yoktur. Oysa Batı Trakya’daki resmi müftüler, bir tür devlet memurudurlar; Yunan devletinden maaş almakta, müftülüklerin masrafları devlet tarafından karşılanmaktadır. Ayrıca müftülerin aile hukuku alanında yargıçlık (kadılık) yetkileri de vardır. Yani Sayın Erdoğan’ın talep ettiği, müftülerle ilgili yasal çerçevede hiçbir değişiklik yapmadan, seçilmiş (gayrı-resmi) müftülerin resmi müftülerin yerini almasıdır. Seçilmiş müftüler de, maalesef, hem Yunanistan’da hem yurtdışında Yunanistan ve Yunanlılar aleyhine saldırgan ve hakaretâmiz demeçleri, olumsuz faaliyetleri ve Türkiye’ye bağımlılıkları nedeniyle Yunan devletinin kuşkuyla, güvensizlikle ve antipatiyle baktığı insanlardır. Böyle insanlara Yunan devletinin maaş vermesini beklemek, onları resmi müftü olarak tanımasını talep etmek gerçekçi ve makul değildir. Bu meseleyi çözmek için müftülüklerin statüsünü değiştirecek, müftüleri devlet memuru ve yargıç olmaktan çıkaracak bir yasal düzenleme yapılması lazımdır, ama Yunan hükümetinin böyle bir girişiminin Türkiye ve Azınlık’tan tepkiyle karşılanacağını tahmin etmek zor değildir.

[Kaldı ki, Sayın Erdoğan’ın aynı basın toplantısında ifade ettiği “Patriği seçme hakkını Türk devletinin kendisinde bulmadığı” da tam doğru değildir. Her patrik seçiminde adayların listesi İstanbul valisine sunulur. Vali herhangi bir sebepten dolayı uygun görmediği adayları, gerekçe de göstermeden, listeden silebilir ve geçmişte yapılmış patrik seçimlerinde çok defa silmiştir de. Sayın Başbakanın bu gerçeği bilmiyor olması mümkün değildir.]

Bu durumda Sayın Erdoğan’in talebini şöyle yorumlamak daha mantıklıdır: Ya Sayın Erdoğan şu aşamada Patrikhane’yle ilgili konularda radikal bir adım atmak istemiyor ve bu isteksizliğini bir tür karşılıklılık kılıfına sokuyor, ya da Yunanistan’ın müftülerle ilgili yapmak istemediği bir değişikliği dayatmaya çalışırken, bunu karşılıklılık çerçevesinde sunarak ve aslında tamamen farklı statüde olan müftülerle Patriği aynı statüdeymiş gibi göstererek, o dayatmaya meşruiyet kazandırdığını zannediyor. İki durumda da Sayın Erdoğan’ın karşılıklılık konusunda samimi olduğunu söylemek mümkün değildir.

Karşılıklılık, Rum-Ortodoks ve Türk-Müslüman azınlık mensuplarının çok iyi bildiği gibi, son 80 yıldır azınlık haklarının çiğnenmesini, gasp edilmesini veya azınlıkların durumunu düzeltecek politikaların uygulanmamasını meşru göstermek için bir gerekçe olarak kullanıldı. Günümüzde karşılıklılık -- en azından resmi söylemde -- azınlık hakları konusunda artık geçerli bir ilke olarak kabul edilmiyor. Bu olumlu bir gelişme. Ancak buna rağmen hükümetlerden biri karşılıklılığı reddediyor gibi gözükerek, öbürü ise bu ilkeyi zımnen gündemde tutarak, azınlık taleplerini yerine getirmemekte ısrar ediyor. Anlaşılıyor ki azınlıklar karşılıklılık belâsından hâlâ kurtulmuş değiller.



Dipnotlar:
1. “Συνέντευξη ΑΝΥΠΕΞ κ. Δ. Δρούτσα στην εφημερίδα «ΙΣΟΤΙΜΙΑ» και στη δημοσιογράφο Α. Σπανού (22.05.10)” http://www.mfa.gr/www.mfa.gr/Articles/el-GR/220510_F1433.htm ve “Dimitris Droutsas: ‘Batı Trakya’yı mütekabiliyet değirmenine koymayacağız’”, Azınlıkça, 23/05/2010, http://www.azinlikca.net/index.php?option=com_content&view=article&id=1261:dimitris-droutsas-bati-trakyay-mutekabiliyet-degirmenine-koymayacagiz&catid=50:bat-trakya-haber&Itemid=29
2. http://www.pekem.org/userfiles/1968_Kultur_Protokolu.pdf
3. http://www.coe.int/t/dghl/monitoring/minorities/6_Resources/PDF_brochure_Turkish.pdf
4. “Bağış: Ruhban okulu mütekabiliyet konusu değil”, Euractiv, 15/12/2009, http://www.euractiv.com.tr/ab-ve-turkiye/article/bagis-ruhban-okulu-mutekabiliyet-konusu-degil-008109
5. “Erdoğan: Ruhban Okulu konusunda olumlu yaklaşım içindeyiz”, T24, 15/05/2010. http://www.t24.com.tr/haberdetay/77730.aspx
6. Bkz. “Ruhban Okulu’na karşılık Batı Trakya’nın gündeme getirilmesi değil, Patriğin açıklamaları yeni”, Azınlıkça, 5/01/2010, http://www.azinlikca.net/index.php?option=com_content&view=article&id=878:ruhban-okuluna-karlk-bat-trakyann-guendeme-getirilmesi-yeni-deil&catid=50:bat-trakya-haber&Itemid=29
Yorumlar
Yeni Ekle Ara
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Web Sayfası:
Başlık:
UBB Kodu:
[b] [i] [u] [url] [quote] [code] [img] 
 
 
:angry::0:confused::cheer:B):evil::silly::dry::lol::kiss::D:pinch:
:(:shock::X:side::):P:unsure::woohoo::huh::whistle:;):s
:!::?::idea::arrow:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.

3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

 
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
News image
News image
News image
News image
News image
News image

 

Joomla 1.5 Templates by JoomlaShine.com