Azınlıkça 58 PDF

Azınlıkça'ya abone olmak için
azinlikca@yahoo.com





 
Değerler...
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfEn iyi 
smaller text tool iconmedium text tool iconlarger text tool icon
[Azınlıkça – Sayı: 57 - Mayıs 2010]
Hatice Sali
 
Sanki daha dün yeni yıl da neler yapacağımızı konuşuyorduk arkadaşlarla. Bugün tarihe bir bakıyorum, yeni yılın tam ortasındayız. Ne de çabuk devirmişiz 2010’un yarısını… Peki, elimizde neler var? Grevlerle karışık geçen bir dönem, geçilen - geçilemeyen bir kaç ders, acısıyla tatlısıyla geride bıraktığımız günler…

Geride bıraktığımız günler… O günleri gülümseyerek hatırlayabiliyorsak ne mutlu bize. Yok, tersine yüzümüzde buruk bir tebessüm oluşuyorsa, yazık olmuş geçen zamana.

İnsanoğlu ne ekerse onu biçermiş ya! İşte, ya biz ekmesini bilmiyoruz ya da biçmesini… Bu zamanda kim hak ettiğini alıyor, ne kadar alıyor, alıyorsa gerçekten hak ettiği için mi alıyor, ben pek anlamış değilim. Bu konuyu pek çok örnekle açabiliriz. Bir öğrenci olarak önce okul ile başlasam iyi olur sanırım.

İki öğrenciyi karşılaştıralım; ikisi de aynı derecede çalışmış, aynı emeği vermiş (ya da vermemiş) ama sonuç farklı! Sebebi gerçekten meçhul. Belki biri daha sempatik – diğeri ise içine kapanık… Ya da biri diğerine bakarak daha uyanık, işini halletmesini biliyor. Etrafımdan duyuyorum bazen bu lafı; işini bilirsen senden iyisi yokmuş… Peki ya hak ettin mi? Cevabını bana vermesen de olur arkadaşım, önemli olan kendine verebilmen. Ama görünen ortada ki, kendine de verecek cevabın yok. Olsun önemli değil, önemli olan işini gerçekten iyi biliyor olman.

Birini seviyorsunuz, değer veriyorsunuz – değer görüyorsunuz. Bir müddet sonra sadece değer veriyor ama karşılığını alamıyorsunuz. İşte o noktada insan hayatın isyan bayraklarını çekiyor çoğu zaman. Nerede yanlış yaptım da böyle oldu, ben bunu hak etmemiştim. Benim verdiğim emek bu değildi, karşılığı bu olmamalıydı…

Bir sürü soru sıralanıyor bir biri ardına, cevabını kimsenin bulamadığı! Kader deyip kalp kırıklığı ile yola devam etmeye karar verdiğinde anlıyorsun yaptıklarını ve yapmadıkları. Bu durumu yaşıyorsan mutlaka bir yerlerde hata yaptın ki; karşına çıktı. Belki geçmişte, belki bugünde ama illa ki bir yerde yanlış bir şeyler yaptın.

Karşındaki insanı kesip biçmeden aynaya bakıp gerçek ile yüzleşme zamanı gelip geçmiyor mu? Diyelim ki hiç bir şey yapmadık, biz hep değer veren, hak veren taraftık; ama yine de üzülen biz olduk. İşte o zaman yapacak bir şey yok. Ceketini alıp çekeceksin kapıyı, herkes hak ettiğini bulur sözcükleri de dilinde…

Mutlaka yaşayacaktır karşı taraf da hak ettiklerini, sakın üzülme. Yoluna devam et ve sınavdan geçtiğini unutmadan sağlam adımlarla ilerle; belki de daha iyisini hak etmişsindir kim bilir!..

Aile… En büyük nimetimiz aslında – kıymet bilenlere, kıymet bilenlerimize… Malum son günlerde İsrail`in yaptıkları ortada, bu konuya değinmeye bile benim gücüm yetmez. Biz olup biteni izlemeye – duymaya dayanamazken; bunları yaşamak zorunda kalan halkı düşünmek bile istemiyorum.

Allah sabır versin o masumlara! Dikkatimi çeken ve tüylerimi ürperten onca görüntüden öyle bir tanesi vardı ki, gerçekten yorumlar tükeniyordu.

Küçücük bir çocuğun annesini vuruyor askerler. Anne çocuğun kucağında can verirken, oğlunu teselli etmeye çalışıyor, korkmaması gerektiğini söylüyor. Bir anne o durumda bile önce çocuğunu düşünüyor işte! Sonra… Sonra anne ölüyor…

Çocuk belki annesinin değerini biliyordu – belki de annesine onu ne kadar sevdiğini hiç söyleyememişti. Ama tüm bunlar için o çocuğun başka bir fırsatı daha yoktu, annesi hiç sebepsiz, hiç nedensiz kollarında can vermişti. Bir de işin ilginç yanı ne olup bittiğini anlayamayacak kadar küçük bu kardeşimiz. O çocuğun akıttığı gözyaşları aslında hepimizin gözyaşları değil mi?

Buradan birçok gence sormak istiyorum, peki biz ailelerimizin değerini ne kadar biliyoruz?

Onlara hak ettikleri ilgiyi gösterebiliyor muyuz?
Ya da ille onlara bir şey olduğunda mı kıymetlerini anlayıp gözyaşı dökeceğiz?

Değerlerini anlamak için ille gözyaşı mı dökmemiz gerekiyor?

Yoksa onları kaybetmemiz mi?

Pek çok soru sorabiliriz aslında kendimize… Ama boşuna! Çünkü öyle bir zamandayız ki, ne anne-baba kıymeti biliyoruz, ne de eş-dost.

Hepimiz böyleyiz diye bir şey yok tabiî ki. Ama birçok gencin ailesi ile olan diyaloglarını gözlemleme şansımız olsaydı, anlardık…
Bu durumda bizim anne-babalarımız ektiklerini mi biçiyorlar? Bence hayır! Ninelerimizden dedelerimizden geçmişi dinlediğimizde, gülümseyerek hayal etmiyor muyduk birçoğumuz o günleri.

Bizim anne-babalarımız neler neler yapmışlar ve şimdi bizler onlara neler yapıyoruz. Burada suçlu olan kim? Anne-baba mı? Tabi ki değil, e bize göre biz de değilizdir herhalde…

O hâlde geriye ne kalıyor? Zaman…  Suç onun herhâlde! Ya da zamanı bu hale getirenlerin.

Sonra günü gelecek biz de değer ve ilgi bekleyeceğiz. Sanki zamanında gerekeni yapmışız gibi!

Anne-babasının kıymetini bilene ne mutlu; bilemeyene vah vah…

Zaman geçiyor, bir an önce bir şeyler ek ki, yarın biçecek bir şeyin olsun!

Ben de uzakta olan aileme, onlar her ne kadar bilseler de – buradan onları ne kadar sevdiğimi bir kez daha söylemek istiyorum. Fırsat bu fırsatken…

Şu üç şeye sahipsek gerçekten çok şanslıyız demektir: İman, aile, sağlık!

Hepimize vicdanımızla hesaplaşırken kolay gelsin diyorum, hepimize… Tabiî ki yazdıklarımla bir mesaj vermeyi başarabilmişsem…

Son olarak üniversite sınavına katılmış olan kardeşlerimize, geçmiş olsun, diyorum. Umarım herkes için en hayırlısı olur ve istedikleri bölümleri kazanırlar…

Bundan sonrası için de dilerim ki, şansınız hep açık olsun. Siz siz olun, kapıdan çıkarken (ne de olsa birçoğunuzun evden ilk ayrılışı olacak) geride bıraktıklarınıza dönüp bir kere daha bakın ve sizi bugüne getirebilmek için neler feda ettiklerini anımsayın.
*

Yorumlar
Yeni Ekle Ara
Yücel Mehmet Cavus  - Yaziniz : "Değerler..."     |2010-07-25 02:12:22
Yaziniz degerler hakkinda birsey iceriyor fakat degerlerin derinliklerine inmeden konu üzerine konu
sayiyorsunuz.
Deger olarak sonuc yok, yanlizca uzaya cikmis bir insan gibi bir hal var, fakat
bundan sonra ne yapabilir diye yeni sorular cikiyor.
Oysa cok basit, örnekler verip degerlerimizin
ne oldugunu anlatabilirdiniz.

Johan Wolfgang von ****he gibi bir yazarin Faust kitabinda ki Faust
ve Mefisto arasinda ki iliskiyi izah etseydiniz, insan-i degerleri ilk etapta sergilemis
olurdunuz.
Ruh adami kitabinda ki Selim Pusat´i analiz edip bize anlatmis olsaydiniz, orda ki
degerler hangi boyutta oldugunu cok iyi anlamis olurduk.
Fakat siz konu acip kapatmadan bir diger
konuya geciyorsunuz ve buda yöntem olarak benim gibi bir okuyucuyu kiskirtmiyor, yanlizca sizi
elestirmek icin bir firsat doguyor.
Aile, okul, Filistin, sinavlar derken yazi bitmis
oluyor.
Genede bu konuya degindiginiz icin ben tesekkürü bir borc biliyorum.
Bende elestirinin
bir deger oldugunu düsündügüm icin ve bir yazara deger katanda elestiridir diyorum.
Size
basarilar diliyorum...
Esenkalin
Yücel Mehmet Cavus.
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Web Sayfası:
Başlık:
UBB Kodu:
[b] [i] [u] [url] [quote] [code] [img] 
 
 
:angry::0:confused::cheer:B):evil::silly::dry::lol::kiss::D:pinch:
:(:shock::X:side::):P:unsure::woohoo::huh::whistle:;):s
:!::?::idea::arrow:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.

3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

 
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
News image
News image
News image
News image
News image
News image

 

Joomla 1.5 Templates by JoomlaShine.com