Saygın gazeteci Pashos Mandravellis’in Kathimerini gazetesinde 16 Şubat Perşembe günü yayınlanan makalesinin Azınlıkça Online ekibi tarafından yapılmış özgün Türkçe çevirisi şu şekildedir:
Milyarlara o kadar çok alışmış olmalıyız ki (hani yeni kredi olarak almayı hesapladıklarımızı) bu yüzden 325 milyoncuğu değersiz sayıyoruz.
Borç 300 milyarı geçiyorsa ve onun yanında Troyka ile kilitlenen müzakerelerin nedeni olan söz konusu miktar sadece 325 milyoncuksa, Yunan deyimlerine göre rahatlıkla, “Üç aşağı beş yukarı” ya da “Yengeç ne ki çorbanın suyu ne olsun!’’ sözleriyle bu durumu ifade edebiliriz.
Öyle bir ülke düşünün ki, bütün alışverişler şöyle gerçekleşiyor: “1 kilo 325 gram geldi. Böyle kalsın mı?” Eğer birisi, “Hayır” cevabını verirse, o zaman bu kişi ya tuhaf birisidir, ya da kesin Almandır!
İşte bu yüzden haklı (!) olarak televizyon programlarının koca kafalı yorumcuları birden bire patladılar ve merak etmeye başladılar: Troyka daha ne istiyor ki? 325 milyoncuk gibi bir rakamın lafını edip bizi sıkıştırıyorlar!..”
Avrupa’daki ortaklarımızın anlamadığı basit bir şey var: Bizler burada her şeyi “yaklaşık olarak” yani “üç aşağı beş yukarı” şeklinde yapmaya alıştık.
Bütçe açığını üç aşağı beş yukarı olarak %3 oranında hesapladık ve bakınız sonuçta %15,6 çıktı.
Memorandumu üç aşağı beş yukarı uyguladık (Bir bakanımız üç aşağı beş yukarı memorandumu okudu ve diğerleri de üç aşağı beş yukarı memorandumu anladı) ve şimdi de memorandumun başarısızlığına kızıyoruz.
Yollarda, üniversitelerde, velhasıl Yunanistan’ın her yerinde yasalar üç aşağı beş yukarı geçerli sayılıyor.
Eğer bir kanun işimize yarıyorsa, onu uyguluyoruz. Eğer devrimciliği oynuyorsak veya acelemiz varsa trafik lambalarını bile umursamıyoruz.
Polis ve emniyet mensupları bile üç aşağı beş yukarı kategorisinde. İşte sonuçlarını geçtiğimiz Pazar günü gördük. Yetkili birimlerin sorumluluğu üç aşağı beş yukarıydı.
Örneğin Atina Üniversitesi Rektörü, Hukuk Fakültesi’nin işgalinden yetkilileri "üç aşağı beş yukarı" haberdar etti. Bu denli kritik bir konu için sanki telefon yokmuş gibi yetkililere sadece bir faks yollamakla yetindi.
Yollardaki, diskolardaki, tavernalardaki, stadyumlardaki ve daha bir çok yerdeki güvenlik kanunları da üç aşağı beş yukarı uygulanmakta.
Ancak kötü bir olay meydana geldiğinde herkes sorgulamaya başlıyor: “Nasıl olabilir, imkânı var mı?” diye.
Bu ülkede şirketi olan herkes çok iyi biliyor ki çoğu anlaşmalar üç aşağı beş yukarı yapılıyor. Sigara yasağı kanunu bile üç aşağı beş yukarı uygulanıyor.
Bu ülke uzun bir zamandır üç aşağı beş yukarı sendromunda yaşadı. Ve onun için de iflas etti.
Net ve kesin olmayan bütün bu üç aşağı beş yukarı veriler biriktiler ve ekonomi bombası olarak elimizde patladılar.
İşte size birkaç hazin olay:
Sosyal sigorta konusunu Reppas ve Petralia yasasıyla üç aşağı beş yukarı çözdük ve şimdi emeklilik fonu için para arıyoruz.
Avrupa’nın en pahalı (!) otobanlarını inşaa etmek için kamu projelerinin bütçesi üç aşağı beş yukarı hesaplanıyordu.
İlaç sektöründe Avrupa’nın en pahalısını (!) elde etmek için giderleri üç aşağı beş yukarı denetledik.
En fazla gider yükseköğretimde olsun diye eğitimi üç aşağı beş yukarı organize ettik. İlköğretim, orta ve lise eğitimine utanılacak kadar az miktar ayırabilmek için üç aşağı beş yukarı organize olduk. Oysa Finlandiya’ya nazaran iki katı öğretmen ve üniversite hocamız var ve yine Finlandiya’ya nazaran üç katı daha fazla üniversiteye (AEI ve TEI) sahibiz.
Ve ne hazindir ki, bizi uçurumun kenarına götüren bu lanet üç aşağı beş yukarı politikalarına rağmen, Troyka ile müzakereleri bile utanmadan yine üç aşağı beş yukarı felsefesiyle sürdürmeye karar verdik.
İşte artık Kuzey Avrupalıların duvarını bulduk ve bize kötü görünüyor. Troyka’nın eksik bulduğu ve direttiği 325 milyon Euro şeklindeki net rakamı, Protestanların biz gevşek Güneylilere karşı uyguladıkları bir angarya olarak düşünüyoruz.
Bir kaç gün önce Avrupa Merkez Bankası Başkanı Mario Dragi Yunanistan’ı küçümseyerek şu ifadeyi kullandı: “Yunanistan birçok özelliklere sahip bir ülke!”
Hoşumuza gitmedi tabiî. Ancak onlar netlikte ısrar ederken bizler Eurogroup’a giderek kesintiler için üç aşağı beş yukarı tavrımızla bunu onaylatıyoruz.
Sonuç olarak başarabileceğimiz tek bir şey var: O da onları kendimize benzetmek!
Yunanistan olarak Avrupa ailesinde kalabiliriz ama nasıl söyleyeyim: Üç aşağı beş yukarı!
Azınlıkça Online®








